Kategori arşivi: Yemekle ilgili

Mikrodalga Fırın Masterı Yaptım:)

Sevgili İpek Williamson’a ithafen…

**********

Çok sevgili dostum İpek her zaman bana mikrodalga ile yaptıklarımı, yapabildiklerimi bir beyaz eşya firması ile anlaşıp kitap haline getirmemi önerirdi. Canım İpekciğimin dediğini yapamadım ama bloğumdan bildiklerimi aktarmadan da edemedim tabii.

Deneyimlerimi paylaşmadan önce mikrodalga fırınla ilgili önemli bir kaç bilgiden bahsetmek isterim. Bu cihazda asla metal ve sırlı seramik kaplar kullanılmaz. Cam kaplar en sağlıklı olandır. Plastik kapları pek tercih etmemeye çalışın. Hazır yemeklerin içinde olduğu plastik vb. malzemeleri asla mikrodalga fırınınızda kullanmayın. Sosis, yumurta gibi gıdalar direkt olarak kesinlikle pişirilmemelidir, patlayıp fırınınızın hücrelerine nüfuz eder maazallah. Çalışma prensibinde gıdanın içindeki sıvıyı hareket ettirme yattığı için, özellikle ekmek gibi, az nem içeren gıdaların üzerini, mikrodalga fırınlar için özel üretilmiş kapaklarla kapatmalısınız. Böyle bir malzemeniz yoksa, bir kabın içine koyup üzerini keni kapağıyla veya streç film ile kapatabilirsiniz. Kenarlarında lastik olan saklama kabı kapaklarını kesinlikle mikrodalga fırına koymayın. Sızdırmazlık özelliklerini kaybederler.

Teknik bilgilerden aklıma gelenler bunlar. Hayatımın vazgeçilmezi diyebileceğim mikrodalga fırında süt ve yemek ısıtma işleri, yaptığım en sıradan hareketlerden. Neler mi yapıyorum? Buyurunuz…

Puding ve veya sos gibi şeyler pişireceğim zaman asla ocağın önünde pişirerek vakit kaybetmiyorum. Derince bir cam kabın içine 1 lt süt 4 yemek kaşığı kakao, 8 yemek kaşığı şeker, 4 yemek kaşığı nişastayı ekleyip iyice karıştırın. Sonra maksimum ısıda önce 4 dakika çevirin. 4 dakika dolunca çıkarıp, bir çırpıcı ile karıştırıp, 5 dakika daha mikrodalgaya koyun. Çıkınca içine 1 yemek kaşığı tereyağ ekleyip eriyene kadar karıştırdıktan sonra kaselere boşaltın. Ta taaa; puding hazır.

Çocukların canı tatlı bir şeyler mi çekti? 1, 5 bardak şeker, 1 bardak süt, 1 bardak sıvı yağı, şeker eriyene kadar çırpın (yaklaşık 2 dk. sürüyor). Çırpılmış karışımdan 1 bardak ayırıp kenara alın, kalanının üzerine 2 yumurta, kabartma tozu, 1,5 bardak un ekleyip iyice karıştırın. Cam bir tepsiye döküp mikrodalga fırında maksimum ısıda 7 dakika pişirin. Sürenin sonunda bir kürdan yardımıyla üzerinde delikler açıp, ayırdığınız bardaktaki karışımı üzerine dökün. Hindistan ceviziyle süsleyip 7 dakikada tüketilmesinin keyfini sürebilirsiniz.

Acil durumlar için buzlukta duran donmuş ekmekleri, üzerini mutlaka kapatarak, minimum ısıda 10 saniye döndürmek yeterli. Taptaze ekmek kokusu masaya geliyor.

Yuvarlak lavaşların üzerine rendelenmiş kaşar, domates ve sucuk koyup mikrodalgada, üzerini mutlaka kapatarak 15 saniye çevirin. Alın size acil durum pizzası.

Pazar sabahı, büyükçe bir patatesi bir kaç yerinden çatalla delip maksimum ısıda 5 dk çevirin. Çıkartıp kabuğunu soyduktan sonra çatalla ezip, tuz ve karabiberle tatlandırın. Üzerine 2 yumurta kırıp kızgın ve yağlanmış tavaya dökün. Patatesli omletiniz hazır bile.

Cam bir kaseye, yarım bardak cin mısırı döküp, üzerini streç filmle kaplayın. Bir kaç yerinden küçük delikler açtıktan sonra, en yüksekten bir düşük ısıda 5 dakikaya ayarlayın. Bu sırada izleyeceğiniz filmi seçebilirsiniz.

Çocuklar bebekken, biberonlarını ve emziklerini derince bir cam kaba koyup, dibine bir parmak su ekliyordum. Üzerini kapatıp, maksimum ısıda 5 dakika çalıştırıyordum. En iyi dezenfekte yöntemidir.

İstediğiniz bir tür elmanın (ekşi olmayan) çekirdeklerini üzerinden bir delik açmak suretiyle çıkartın. Bu işlemi yaparken kesinlikle altını delmeyin. Ben kabağın içini oymak için kullandığım aleti kullanıyorum bu iş için. Ardından açtığınız yere ağzına kadar toz şeker ve biraz tarçın dökün. Tüm elmalara bu işlemi uygulayıp cam bir kaba dizin. Üzerini kapatıp, mikrodalganızı en yüksek ısıda 3 dakika çalıştırın. Çıkan elmaları servis yapacağınız tabağa alıp, yanına bir top vanilyalı dondurma ile ılık ılık ikram edin. Nefis bir tatlı. Hem de 3 dakikada.

Cam bir kabın içine küçük parçalara ayırdığınız brokoli, karnıbahar ve havucu koyun. Üzerini kapatıp, maksimumda 3-4 dakika pişirin. Çıkarıp soğuttuktan sonra üzerine tuz, limon ve zeytinyağ ekleyerek harika bir salata hazırlamış olursunuz.

Yumurta haşlamak için mikrodalga fırına özel olarak üretilmiş malzemelerden alıp, çok rahatlıkla yumurtalarınızı istediğiniz kıvamda pişirebilirsiniz.

Hep yemek için mi kullandığımı zannediyorsunuz? Yooo…

Çocukların kulağı mı ağrıdı? Hemen plastik, küçük bir sepet edinin. İçine yumuşakça bir havluyu koyup, mikrodalganın minimum ısısında 15 saniye çevirin. Sonra kulağa kompres. Geçmiş olsun…

Küçükken annem kış aylarında banyoya girdiğimizde çamaşırlarımızı sobanın üzerine asardı. Banyodan çıktıktan sonra o sıcacık çamaşırları giymekten büyük mutluluk duyardım. Devir değişti tabii. Yukarıda bahsi geçen plastik sepetin içine çocukların çamaşırlarını koyun. Minimum ısıda 10 saniye çevirip çocuklara giydirin. Ne keyif, ne keyif…

Şimdilik bunları yapabiliyorum. Yeni şeyler bulursam mutlaka paylaşırım.

Sevgiyle kalın…

Bir Pazar günü…

Sakin bir Pazar günüydü dün. Evde sadece ben ve oğlum. O koltuktan bu koltuğa attım kendimi. Kitap okudum, olmadı. Örgü ördüm, olmadı. Uyudum hiç olmadı. Canım bir şey yapmak istiyor ama ne olduğunu bir türlü çıkaramıyorum. Gönlümü eyleyemiyorum. Kolumu kıpırdatacak halim de yok aslında.

Acaba bir şeyler mi yemek istiyorum diye düşünerek buzdolabının kapağını açmamla, kendime gelmem bir oldu. Ben yemek pişirmek istiyormuşum!

Sebzelikte pişmeyi bekleyen, pırasa, kereviz, havuç ve kabağı hemen tezgâhın üstüne çıkarttım. Hepsi kıpır kıpır, “beni pişir, beni pişir” diye bağırıyorlar. İçlerinden ince ve düzgün görünen iki pırasayı, irice bir havucu, bir kerevizin yarısını,  ve üç kabağı ayırdım. Kalanları tekrar dolaba kaldırırken, tezgahın üzerindekiler, mağrur hallerini farketmediğimi zannettiler.

Aklımda harika bir sebze çorbası var. Önce pırasayı temizleyip ince halkalara böldüm. İçinde zeytinyağı kızdırılmış tencereye atıp kavurmaya başladım. Bu sırada havucu küp küp doğrayıp pırasalara ekledim. Kerevizi ve bir adet patatesi de yine küplere bölüp tenceredekilere dahil ettim. Üzerine kaynar suyu ekleyip kapağını kapattım. Onlar hafifçe pişmeye başlarken ben kabaklardan bir tanesini kabuğunu soymadan küp küp kestim ve kaynayan tencereye dahil ettim. 3 tatlı kaşığı yulafı sıcak suda yumuşatıp çorbaya döküp hızlıca karıştırdıktan sonra, karabiber ve tuzu da ekleyip tencerenin kapağını kapattım ve altını kıstım. 10 dakika sonra misler gibi çorbamız hazırdı. İnanın, yazmak yapmaktan daha uzun sürdü.

Henüz hızımı alabilmiş değilim. Aklımda kabaklı, dereotlu bir lezzet pişirmek var. Bir tart kalıbını güzelce yağlayıp, içine bir yufkayı, etrafından taşacak şekilde yaydım. Bir başka kapta kabukları soyulmamış iki kabağı ve bir orta boy soğanı rendeledim. Üzerine yaklaşık 100 gr rendelenmiş kaşar peyniri, 100 gr kadar ufalanmış beyaz peynir, 2 yumurta,  1 demet dereotu, 2 tatlı kaşığı kuru nane, yarım çay kaşığı tazecik rendelenmiş muskat, tuz ve karabiber ekledim. İyice karıştırıp, içi yufka ile kaplanmış kalıba döktüm. Dışarıda kalan parçaları, karışımın üzerine özenle kapattım. Üstüne su ve sıvı yağ karışımı sürüp, 200 derecede önceden ısıtılmış fırına yerleştirdim.

Mücver tartımız pişerken, roka, taze soğan, kıvırcık ve portakaldan oluşan malzemeleri güzelce harmanlayıp zeytinyağı, portakal suyu ve tuzla süsledim.

Sebze çorbası, kabaklı tart ve salatadan oluşan harika bir akşam yemeği…

Gönlüm hoşnut, midem hoşnut… Daha ne olsun.

Ağzınızın tadı hiç bozulmasın….

İsraf mı? Asla!

Bayat Ekmek Pizzası

Eve alınan yiyeceklerin bozularak atılmasını hiç sevmiyorum. Bu nedenle, aldığımız tüm gıda maddelerini değerlendirmeye çalışıyorum. Değerlendirme çalışmalarımı özellikle haftasonlarında ne pişirsem diye düşünmek için buzdolabının önüne geçerek yapıyorum. Acilen kullanılması gerekenleri baz alarak hazırladıklarımın keyfine diyecek yok doğrusu.

İşte bu pazar günü de buzdolabının önünde geçen sürenin sonunda harika bir pizza pişirdik kızımla.

Herşey dün marketten aldığımız bir koca paket çavdar ekmeğinin bayat çıkmasıyla başladı. Ekmeklerin açılmış ve tatmak için kullanılmış olması nedeniyle değiştirmek mümkün olamadı. Aslında aklımda “bayat ekmek pizzası” yapmak olduğu için de değiştirmemeyi seçmiş olabilirim, itiraf ediyorum:)

Bayat ekmek pizzası malzemeleri:

1 paket bayat ekmek
4-5 yemek kaşığı domates salçası
Biraz zeytinyağ
1 tatlı kaşığı dolusu kekik
Rendelenmiş kaşar peyniri
Üzeri için tercih ettiğiniz her şey (kızım ve ben sucuk, zeytin, yeşil biber kullandık)

Yapılışı:
Ekmeklerin kabuklarını kesin. Sakın atmayın ama. İsraf yok biliyorsunuz. Bir kapta salça, zeytinyağ ve kekiği karıştırıp biraz su ile akışkan hale getirin. Kestiğiniz ekmeklerin bir yüzünü bu karışıma bulayıp, temiz yeri alta gelecek şekilde altına yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye yanyana dizin. Tepsi tamamen dolduktan sonra salçalı karışımdan arttıysa ekmeklerin üzerine dökün. Ardından rendelenmiş kaşar peynirini yayın. Peynirlerin üzerine, tercihinize göre hazırladığınız tüm malzemeleri yayın. Önceden 200 derecede ısıttığınız fırında yaklaşık 30 dakika pişirin.

Fırından çıkan mis gibi pizzanız ortalığa harika bir koku yayıp ev halkını etrafına topladığında, onları kısa bir işinizin daha olduğunu söyleyip oyalayabilirsiniz. Bu sırada, bir kenara ayırdığınız ekmek kabuklarını küçük küçük doğrayıp bir tepsiye yayın ve fırınlayın. Kıtır kıtır olduktan sonra fırından çıkarın. Soğuduktan sonra bir kavanozda uzun süre saklayabilirsiniz. Tarhana çorbasının üzerinde harika oluyor, çocuklar bayılıyorlar.

Yenilebilir hale gelmiş pizzanın kapışıldığını izlerken arkanıza yaslanıp izleyin. Tecrübeyle sabit, çok güzel oluyor. İzlerken daha az yemiş de oluyorsunuz:) Kilo almamak adına iyi bir hamle.

Bütün amacım, hiç sevmediğim pazar gününü sevilebilir hale getirmekti. Bugün başardım. Hem de layıkıyla… Darısı gelecek pazar günlerine.

Midyeli Makarna

Midyeli Makarna

Yemek yapmanın mutluluğu, kızımın “anneannemin ki kadar lezzetli olmuş” sözüyle taçlanırsa deymeyin keyfime.

Fırında Yoğurt

İnternetin başına geçtiğimde, eğer bir şey aramak niyetinde değilsem, hemen takip ettiğim bloglara girerim. Bu bloglardan iki üç tanesi dışında hepsi yemekle ilgilidir. Yemek yapmak, mutfakta zaman geçirmek günün yorgunluğunu üzerimden silip süpürüyor. Hele bir de, yaptıklarımı yiyenlerin ağızlarına attıkları ilk lokmadan sonra yüzlerindeki her mimiği takip edip, memnuniyet ifadesini yakaladığım an değmeyin keyfime… Rahmetli babaannem yemek pişirdikten sonra herkesten övgü dolu sözler beklerdi. Sanırım bu özellik genlerle bana da geçmiş. Gerçekten övülmeyi istiyorum. Bakıyorum ki kimseden ses yok “biraz tuzu fazla mı olmuş, ne?” gibi bir cümle kurup “yok, yok, çok güzel olmuş” sözünü milletin ağzından kerpetenle sökene kadar uğraşıyorum. Ne yapayım, suçluyu söyledim işte, genlerim!

Evlenmeden önce, benim için evin en gereksiz bölümü mutfaktı. O muhteşem yemekleri pişiren annemin kızı olmak için hiç de uygun değildim galiba. Paketteki çorbaları karıştırdığımda topak topak olurdu. Hatta annem o zamanlar nişanlım statüsündeki sevgili eşime “bak oğlum, bu kız yemekten pek anlamıyor” dediğinde, nişanlım “hiç üzülme anneciğim, ben yaparım yemekleri” diye cevaplandırıp annemin içine serin sular serpmişti. Gerçekten de uzun yıllar kendisi bu görevi layıkıyla yerine getirdi. Canım hamsili pilav ister-pişirir, canım börek ister-açar, canım tavuk suyuna çorba ister-mis gibi hazır olurdu. Kızımız doğduktan sonra bile bir süre böyle gitti. Ne zaman mutfağa yaklaştığımı çok net hatırlamıyorum aslında. İlk yaptığım yemeklerin denekleri olan eşim ve kızım için üzülüyorum bazen. Hatta yakın dostlarım için de. Ama artık galiba yemek yapmayı öğrendim.  Hatta kızım geçenlerde “tıpkı anneannemin yemeği gibi kokuyor” dediğinde konunun sağlamasını yapmış oldum.

Bu kadar sözü, dün akşam mayaladığım yoğurda getirmek için söyledim. Yemek yapmayı hafiften öğrenmeye başlayınca, bu kez konuyu sağlıklı yemekler yapmaya da getiriyor insan ister istemez. Dışarıdan almak yerine evde yapmak. Yoğurt da bunlardan birisi. İşe tabii sütle başlanıyor. İyi bir süt nasıl bulunur? Sütün iyisi nasıl değerlendirilir? Eminim bir sürü kriter var bunun için. Ben detaylar içinde kaybolmaktan çok hoşlanmadığımdan olsa gerek, sütlacı harika olan bir sütçüden aldığım süt ile mayalıyorum yoğurdumu. Sütçümüz her pazar sabahı bir elinde güğüm, bir elinde yumurta sepetiyle kapıya dayanıyor. Koca koca gökdelenlerin, akıllı binaların arasında güğümle dolaşan bir adam görmek insana “bu ne yaman çelişki” dedirtiyor tabii ama nafile.
Süt eve girdiği anda önce bir tülbentten geçiriliyor, sonra ocaktaki yerini alıyor. En az 30 dk. kaynıyor.  Bu arada besin değerlerini de kaybediyordur ama pastörize edilmiş sütten eminim daha iyidir. Ardından soğutup doooğru buzdolabına. Ertesi gün, bir kilosu ile muhallebi veya sütlaç pişiriyorum.

Kalan bir kiloluk sütü, küçük parmağımı içine soktuğumda yanmayacak sıcaklığa gelene değin ısıtıyorum. Öte yandan, daha önceden mayaladığım yoğurttan iki yemek kaşığını derince bir kaba koyup, ılık süt ile ayran kıvamına gelene kadar karıştırıyorum. Oluşan karışımı sütün içine döküp her yanına dağılacak şekilde kaşığı içinde 2-3 kez döndürüyorum. Mayalanmış sütü boş ve ısıtılmamış fırınımın içine koyuyorum. Kesinlikle kabın üzerini kapatmıyorum. Bütün bunları akşam saat 21.00 sularında yapıyorum. Ertesi sabah 06.00’da fırından çıkarıp yine üzeri açık bir şekilde dolaba kaldırıyorum. En az 12 saat üzeri açık olarak buzdolabında bekleyen yoğurdumun kapağını kapatıp, bir sonraki gün yenmek üzere dinlendiriyorum. İşte, mis gibi yoğurdunuz hazır.

Önemli bir püf noktası, bir gün önce fırında pişirdiğiniz bir yiyecek olduysa, fırının iyice temizlenip havalandığından emin olun. Aksi takdirde fırında kalan koku yoğurdunuza siniyor. Tecrübeyle sabittir.

Mayaladığınız süt sıcak olursa yoğurt ekşi, soğuk olursa sulu oluyor. Isıyı iyice kontrol etmek gerekir.

Afiyet olsun…

%d blogcu bunu beğendi: